Anasayfa Eğitim İngilizcede En Çok Kullanılan 100 Kelime ve Örnek Kullanımları

İngilizcede En Çok Kullanılan 100 Kelime ve Örnek Kullanımları

by YSF Blog
ingilizcede en çok kullanılan 100 kelime
İngilizce öğrenmek, adeta yeni bir dünyaya kapı açmak gibidir! Günlük hayatta, iş yaşamında, seyahatlerde veya sosyal medyada İngilizceye her an ihtiyacımız olabilir. Ancak bu dili öğrenmeye başlarken karşımıza çıkan en büyük sorunlardan biri, hangi kelimeleri öğrenmemiz gerektiğidir. Binlerce kelime içinde kaybolmak yerine, en çok kullanılan kelimeleri öğrenerek İngilizce yolculuğunuza sağlam bir temel atabilirsiniz.İşte tam da bu yüzden, sizin için İngilizcede en sık kullanılan 100 kelimenin olduğu bu özel seriyi hazırladık! Bu kelimeler, İngilizce konuşma, yazma ve anlama becerilerinizin temel taşlarını oluşturacak. Kendinizi bir sohbetin içinde hayal edin: Günlük konuşmalarda, e-postalarda, alışveriş yaparken ya da bir film izlerken karşılaşacağınız kelimeler aslında hep aynıdır. Bu seriyi takip ederek, İngilizcede en sık karşılaşacağınız kelimeleri öğrenip özgüvenle konuşmaya başlayabilirsiniz!Her kelimenin Türkçe anlamını ve gerçek hayattan alınmış örnek cümleleri ekleyerek, kelimeleri sadece ezberlemekle kalmayıp, nasıl kullanıldıklarını da öğreneceksiniz. Bu seriyi takip ettikçe fark edeceksiniz ki, İngilizcede akıcı konuşmanın sırrı karmaşık gramer kurallarında değil, en temel kelimeleri ustalıkla kullanabilmekte saklı!

İlk 100 kelimeyle başlıyoruz! Bu kelimeler, herhangi bir konuşmanın, yazışmanın ya da günlük hayatın olmazsa olmazları. Şimdi İngilizce öğrenme yolculuğunuzun ilk adımını birlikte atalım ve bu kelimeleri keşfetmeye başlayalım!

1. the – belirli tanım edatı
The sun is shining brightly. (Güneş parlak bir şekilde parlıyor.)

2. be – olmak
She wants to be a doctor. (O, doktor olmak istiyor.)

3. to – -e, -a (yönelme)
We are going to the park. (Parka gidiyoruz.)

4. of – -ın, -in (aitlik)
The cover of the book is red. (Kitabın kapağı kırmızı.)

5. and – ve
She likes tea and coffee. (O, çay ve kahveyi sever.)

6. a – bir (belirsiz tanım edatı)
She has a cat. (Onun bir kedisi var.)

7. in – içinde
The keys are in the bag. (Anahtarlar çantanın içinde.)

8. that – o, şu
That house is very old. (Şu ev çok eski.)

9. have – sahip olmak
I have a new car. (Yeni bir arabam var.)

10. I – ben
I love reading books. (Kitap okumayı severim.)

11. it – o (cansız varlıklar için)
It is raining outside. (Dışarıda yağmur yağıyor.)

12. for – için
This gift is for you. (Bu hediye senin için.)

13. on – üzerinde
The book is on the table. (Kitap masanın üzerinde.)

14. with – ile
She is playing with her dog. (O, köpeğiyle oynuyor.)

15. he – o (erkek için)
He is my best friend. (O, benim en iyi arkadaşım.)

16. as – olarak
She works as a teacher. (O, öğretmen olarak çalışıyor.)

17. you – sen, siz
You are very kind. (Sen çok kibarsın.)

18. do – yapmak
Do your homework! (Ödevini yap!)

19. at – -de, -da
She is at the mall. (O, alışveriş merkezinde.)

20. this – bu
This is my favorite book. (Bu benim en sevdiğim kitap.)

21. by – tarafından, ile
The song was written by her. (Şarkı onun tarafından yazıldı.)

22. from – -den, -dan
He is from Spain. (O, İspanya’dan.)

23. they – onlar
They are playing outside. (Onlar dışarıda oynuyor.)

24. we – biz
We love going to the beach. (Biz sahile gitmeyi severiz.)

25. say – söylemek
What did you say? (Ne söyledin?)

26. but – ama, fakat
She is kind but shy. (O nazik ama utangaç.)

27. all – hepsi, tümü
All the students passed the exam. (Tüm öğrenciler sınavı geçti.)

28. one – bir, biri
I have one apple. (Bir elmam var.)

29. would – -ecekti, -ardı
I would love to join you. (Sana katılmayı çok isterdim.)

30. make – yapmak
She makes delicious cakes. (O, lezzetli kekler yapar.)

31. about – hakkında
Tell me about your day. (Bana günün hakkında anlat.)

32. know – bilmek
Do you know the answer? (Cevabı biliyor musun?)

33. will – -ecek, -acak
I will call you tomorrow. (Seni yarın arayacağım.)

34. up – yukarı
Look up at the sky. (Gökyüzüne bak.)

35. some – bazı, birkaç
I need some water. (Biraz suya ihtiyacım var.)

36. time – zaman
What time is it? (Saat kaç?)

37. there – orada
He is standing there. (O, orada duruyor.)

38. year – yıl
This year has been great. (Bu yıl harika geçti.)

39. so – bu yüzden, çok
I am so tired. (Çok yorgunum.)

40. think – düşünmek
I think you are right. (Bence haklısın.)

41. when – ne zaman
When will you arrive? (Ne zaman geleceksin?)

42. which – hangi, hangisi
Which book do you prefer? (Hangi kitabı tercih edersin?)

43. them – onları, onlara
I saw them at the party. (Onları partide gördüm.)

44. some – bazıları, biraz
Can I have some more coffee? (Biraz daha kahve alabilir miyim?)

45. me – beni, bana
Give me your phone number. (Bana telefon numaranı ver.)

46. people – insanlar
People are friendly here. (Buradaki insanlar arkadaş canlısı.)

47. take – almak, götürmek
Take this to your mother. (Bunu annene götür.)

48. out – dışarı
Let’s go out for a walk. (Dışarı yürüyüşe çıkalım.)

49. into – içine
She went into the room. (Odaya girdi.)

50. just – sadece, az önce
I just arrived. (Az önce geldim.)

51. over – üzerinde, fazla
The plane is flying over the city. (Uçak şehrin üzerinde uçuyor.)

52. think – düşünmek
I think it will rain tomorrow. (Yarın yağmur yağacağını düşünüyorum.)

53. also – ayrıca, de
She is smart and also very kind. (O zeki ve ayrıca çok nazik.)

54. back – geri, arka
I will be back soon. (Yakında geri döneceğim.)

55. after – sonra
We will go to the cinema after dinner. (Yemekten sonra sinemaya gideceğiz.)

56. use – kullanmak
Can I use your phone? (Telefonunu kullanabilir miyim?)

57. two – iki
I have two brothers. (İki erkek kardeşim var.)

58. how – nasıl
How are you today? (Bugün nasılsın?)

59. our – bizim
This is our house. (Bu bizim evimiz.)

60. work – çalışmak, iş
I work at a bank. (Ben bir bankada çalışıyorum.)

61. first – birinci, ilk
This is my first car. (Bu benim ilk arabam.)

62. well – iyi, güzel
She sings very well. (O çok güzel şarkı söylüyor.)

63. way – yol, yöntem
There is no easy way to success. (Başarıya giden kolay bir yol yoktur.)

64. even – hatta, bile
He didn’t even say goodbye. (O, hatta hoşça kal bile demedi.)

65. new – yeni
I bought a new phone. (Yeni bir telefon aldım.)

66. want – istemek
I want to go home. (Eve gitmek istiyorum.)

67. because – çünkü
I stayed home because I was sick. (Hastaydım çünkü evde kaldım.)

68. any – herhangi bir
Do you have any questions? (Herhangi bir sorunuz var mı?)

69. these – bunlar
These apples are fresh. (Bu elmalar taze.)

70. give – vermek
Can you give me a pen? (Bana bir kalem verebilir misin?)

71. day – gün
Today is a beautiful day. (Bugün güzel bir gün.)

72. most – en çok, çoğu
This is the most expensive car. (Bu en pahalı araba.)

73. us – bizi, bize
They gave us a gift. (Bize bir hediye verdiler.)

74. very – çok
She is very happy today. (O, bugün çok mutlu.)

75. just – sadece, az önce
I just finished my work. (Az önce işimi bitirdim.)

76. down – aşağı
He looked down at the ground. (O, yere aşağı baktı.)

77. may – mümkün olmak, -ebilmek
You may leave now. (Şimdi gidebilirsin.)

78. should – -meli, -malı
You should study more. (Daha çok çalışmalısın.)

79. need – ihtiyaç duymak
I need some help. (Biraz yardıma ihtiyacım var.)

80. feel – hissetmek
I feel great today. (Bugün harika hissediyorum.)

81. high – yüksek
The price of the suit is too high. (Takım elbisenin fiyatı çok yüksek.)

82. place – yer
This store is the best place to buy a new coat. (Bu mağaza yeni bir kazak almak için en iyi yer.)

83. little – küçük, az
I bought a little gift with my new pants. (Yeni pantolonumla birlikte küçük bir hediye aldım.)

84. world – dünya
The fashion world is changing every season. (Moda dünyası her sezon değişiyor.)

85. very – çok
This jacket looks very elegant with your suit. (Bu ceket, takım elbisenle çok şık görünüyor.)

86. still – hâlâ, yine de
He still wears his old wedding suit. (O, hâlâ eski damatlığını giyiyor.)

87. nation – millet, ulus
The nation’s favorite clothing item is the classic pant. (Milletin en sevdiği giyim ürünü klasik pantolondur.)

88. hand – el
She gently touched the fabric of his suit with her hand. (O, takım elbisenin kumaşına eliyle nazikçe dokundu.)

89. life – hayat
A stylish suit can change a man’s life. (Şık bir takım elbise bir erkeğin hayatını değiştirebilir.)

90. part – parça, kısım
The most important part of an outfit is the jacket. (Bir kıyafetin en önemli parçası cekettir.)

91. house – ev
He left the house wearing his new pants. (O, yeni pantolonunu giyerek evden çıktı.)

92. group – grup
The group of men wore matching wedding suits. (Adamlar grubu uyumlu damatlıklar giydi.)

93. case – durum, vaka
In some cases, a well-fitted suit is necessary. (Bazı durumlarda, iyi oturan bir takım elbise gereklidir.)

94. system – sistem
The store has a great return system for clothes. (Mağazanın kıyafetler için harika bir iade sistemi var.)

95. week – hafta
This week, there is a big sale on pants and suits. (Bu hafta pantolon ve takım elbiselerde büyük indirim var.)

96. company – şirket
The company produces high-quality wedding suits. (Şirket, yüksek kaliteli damatlıklar üretiyor.)

97. where – nerede
Where did you buy that elegant suit? (O şık takım elbiseyi nereden aldın?)

98. during – boyunca
He wore a white suit during the whole event. (O, etkinlik boyunca beyaz bir takım elbise giydi.)

99. always – her zaman
He always chooses black pants for work. (O, işe giderken her zaman siyah pantolon seçer.)

100. night – gece
His wedding suit looked amazing that night. (O gece damatlığı harika görünüyordu.)

 

Haydi şimdi öğrendiğimiz kelimeleri pekiştirmek için tüm bu kelimeleri içeren bir paragraf okuyalım:

The weather was perfect, so we decided to go to the park. The sun was shining brightly in the sky, and the air was fresh. I was excited to be outside after a long week of work. My friend and I planned to have a picnic under a big tree. He brought a delicious homemade sandwich, and I had some fresh fruit. Everything was just perfect.

As we sat there, I started thinking about how time flies. One year had passed so quickly. I looked around and saw people enjoying their day. Some were reading books, others were playing with their pets. I thought about how life can be simple yet beautiful. There is always something to be grateful for.

Suddenly, we heard music playing nearby. A group of young musicians had set up in the corner of the park, and they were performing a beautiful song. The sound of the guitar and the singer’s voice created a relaxing atmosphere. I turned to my friend and said, “This is what I love about our city. There is always something happening.”

After a while, we decided to take a walk. We passed by a café and saw an old couple enjoying their coffee. It reminded me of my grandparents. They always say that spending time together is the key to happiness. I smiled as I thought about their wise words.

As the day came to an end, we made our way back home. The sky turned orange and pink, and the air became cooler. I took a deep breath and felt grateful for this beautiful day. It was a simple day, but it was filled with joy, laughter, and good company. That night, as I lay in bed, I realized that the little moments in life are what truly matter.

Türkçe çevirisi:

Hava mükemmeldi, bu yüzden parka gitmeye karar verdik. Güneş gökyüzünde parlak bir şekilde parlıyordu ve hava tazeydi. Uzun bir çalışma haftasından sonra dışarıda olmanın heyecanını yaşıyordum. Arkadaşımla büyük bir ağacın altında piknik yapmayı planladık. O, ev yapımı lezzetli bir sandviç getirdi, ben ise taze meyve aldım. Her şey tam anlamıyla mükemmeldi.

Orada otururken zamanın nasıl hızla geçtiğini düşünmeye başladım. Bir yıl öyle çabuk geçmişti ki… Etrafa baktım ve insanların günlerinin tadını çıkardığını gördüm. Bazıları kitap okuyordu, bazıları ise evcil hayvanlarıyla oynuyordu. Hayatın ne kadar basit ama bir o kadar da güzel olabileceğini düşündüm. Şükredecek her zaman bir şey vardır.

Aniden yakından gelen bir müzik sesi duyduk. Genç müzisyenlerden oluşan bir grup parkın köşesinde sahne almış ve güzel bir şarkı çalıyordu. Gitarın sesi ve şarkıcının sesi huzur verici bir atmosfer yaratıyordu. Arkadaşıma dönüp, “İşte bu yüzden şehrimizi seviyorum. Burada her zaman bir şeyler oluyor,” dedim.

Bir süre sonra yürüyüş yapmaya karar verdik. Bir kafeye uğradık ve yaşlı bir çiftin kahvelerinin keyfini çıkardığını gördük. Bana büyükanne ve büyükbabamı hatırlattılar. Onlar her zaman, birlikte zaman geçirmenin mutluluğun anahtarı olduğunu söylerdi. Onların bilge sözlerini düşünerek gülümsedim.

Gün sona ererken eve doğru yola koyulduk. Gökyüzü turuncu ve pembe tonlarına bürünmüş, hava serinlemişti. Derin bir nefes aldım ve bu güzel gün için minnettarlık hissettim. Basit bir gündü ama neşe, kahkaha ve iyi dostlarla doluydu. O gece yatağıma uzandığımda, hayatta gerçekten önemli olan şeylerin küçük anlar olduğunu fark ettim.

(Visited 2 times, 1 visits today)

Bunlar da ilginizi çekebilir